3 Aralık 2008 Çarşamba

Osmanlı Tuğrası'nın 30 Ayrı Sembolu


1- Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir 2- II. Abdülhamit`in tuğrası 3- Sorguçlu serpuş: Osman gaziyi ve tahtı temsil eder 4- Yeşil Hilafet sancağı 5- Süngülü tüfek: Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur 6- Çift taraflı teber 7- Toplu tabanca 8- Terazi: şeşper ve asaya asılıdır, adaleti temsil eder. 9- (Üstte) Kuran-ı Kerim. (Altta) Kanunnameler. 10- Nışan-ı al-i imtiyaz: Devlet adına faydalı işlerde bulunmuş ilim adamları, idareci ve askerlere veriliyordu. 11- Nışan-ı Osmani: Sultan Abdülaziz Han tarafından 1862`de ihdas edilmiş olup, devlet hizmetinde üstün başarı sağlayanlara verilirdi. 12- Asa ve şeşper 13- Çapa, Osmanlı denizciliğini temsil eder. 14- Bereket boynuzu 15- Nışan-ı iftihar 16- Yay 17- Mecidi nişanı 18- Borazan, modern mızıka takımının kullandığı çalgı aletidir 19- Şefkat nışanı, 1878`de II. Abdülhamit Han tarafından ihdas edilmiş olup; savaş zamanında, büyük afetlerde devlete, millete hizmet eden kadınlara verilirdi. 20- Top gülleleri (Bazı armalarda bulunmuyor.) 21- Kılıç 22- Top, topçu ocaklarını temsil eder. 23- El siperlikli tören kılıcı: bu kılıç klasik Türk kılıcı olmayıp, o devirdeki subaylar tarafından kullanılırdı. 24- Mızrak. 25- Çift taraflı teber, orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak kullanılmıştır. 26- Tek taraflı teber (balta) 27- Bayrak 28- Osmanlı sancağı 29- Mızrak: Son dönem mızraklı süvari alaylarını remzeder 30- Kalkan, Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var. 12 yıldız: Rivayete göre bu 12 yıldız 12 burcu temsil eder. Güneş bu burçlar üzerinde hareket eder Ancak 1346`da Kral III. Edward tarafından ortaya çıkarılan Dizbağı Nişanı`nın geleneğinde şöyle bir uygulama vardır: Nişanı alan kişi ya da hükümdarların armaları Londra`da Windsor Sarayı`nda bulunan Saint George Kilisesi`nin duvarında asılmaktadır. Ancak Osmanlı Padişahı`nın arması bulunmamaktadır. Bunun üzerine Kraliçe Victoria, Prens Charles Young ismindeki arma uzmanını Osmanlı için arma tasarlamak üzere görevlendirir. İstanbul`a gelerek araştırmalarda bulunan Young`a, Etyen Pizani isminde bir tercüman yardımcı olur." İngiliz tasarımcı, padişahlık alameti olan saltanat kavuğunu, sorgucu, ay-yıldızlı sancağı ve tuğrayı ön plana çıkararak bir arma hazırlar. Bir yılda hazırlanan arma, Osmanlı Devleti`nin Londra Sefiri Kostaki`ye teslim edilir. Kostaki tarafından İstanbul`a gönderilen arma çizimlerini Sultan Abdülmecid de beğenir. Bu şekilde oluşan Osmanlı Devleti arması İngiltere`nin Saint George Kilisesi`ndeki yerini alır. Kraliçe Victoria`nın Charles Young`a tasarlattığı arma, Sultan 2. Abdülhamit döneminde terazi ve silahlar eklenerek son şekline kavuşur. Tarih bilgisinin söylentilerle oluşturulamayacağını kaydeden Dr. Selman Can, şu uyarıda bulunuyor: "Tarihle iç içe yaşayan bir toplumuz. Ancak tarihî konular üzerinde bilgi birikimimiz son derece zayıf. Sorgulamayı ve araştırmayı öğrenen nesiller ancak tarihi doğru okuyabilir." Otuz ayrı sembol bulunuyor Prens Charles Young ismindeki bir İngiliz tarafından tasarlanan Osmanlı armasında; güneş, 2. Abdülhamit`in tuğrası, sorguçlu serpuş, kalkan, sancak, mızrak, top, kılıç, borazan, yay, çapa, hilafet sancağı, Kur`an-ı Kerim, terazi, kılıç, süngülü tüfek, şefkat nişanı, Mecidi nişanı, nişan-ı iftihar, nişan-i Osmani gibi 30 ayrı sembol bulunuyor.

ÜNVANLAR

ADLİ: "Adil". II. Bayezid, III. Mehmed ve II. Mahmud'a verilmiştir.
AĞA: "Komutan". Ordudaki kıdemli görevlilere, Yeniçeri ağası ve Kızlar ağası gibi saray korumalarına verilmiştir.
AHRETLİK: "Manevi evlat". Dürrüşehvar'a verilmiştir.
AK BAŞLI: "Ak başlıklı". Aktimur'a verilmiştir.
ALP: "Kahraman asker". Daha çok ilk dönemde kullanılmakla beraber kabilevi yapılanma sona erdiği dönemde de kullanılmaya devam edilmiştir.
AMCAZADE: Amca çocuğu.
ARSLAN: "Arslan veya Arslan yürekli".
AVCI: IV. Mehmed'e verilmiştir. Hayatındaki en önde gelen uğraşısı idi. Edirne civarında kendisini bu iptilaya kaptırmıştı.
BAHİR: "Denizci"
BAHTİ: "Talihli". I. Ahmed'e verilmiş ve onun tarafından şiirlerinde maslah olarak kullanılmıştır.
BAŞ:"Lider", "Başkan". Baş-Çuhadar" veya "Kapıcı-başı" gibi genellikle diğer ünvanlarla beraber kullanılmıştır.
BEDROS: "Kurnaz". Genel bir Ermeni adıdır ve güya II. Abdülhamid'in yüz hatları itibariyle Ermeniler'e benzediğini ima için ona verilmiştir. Wittlin'in anlattığı bir hikayeye göre, Abdülhamid'in babası I. Abdülmecid değil, Abdülhamid'in annesiyle gizli aşk hayatı yaşamayı başaran bir Ermeni'dir. Abdülhamid'in annesi Trimüjgan'ın muhtemelen Ermeni olması daha kolay anlaşılır bir açıklamadır.
BEY: "Efendi", "Şehzade". Zamanla bu ünvan değerini kaybetti ve daha ziyade İngilizce'deki esquire gibi nezaket ünvanı haline geldi.
BEYCEĞİZ: "Küçük Şehzade"
BEYLERBEYİ: "Bölge Valisi". Büyük eyaletlerin idarecisine verilmiştir.
BEYZADE: "Şehzade oğlu". Padişahların kızlarının oğullarına verilen ünvandır. İlk dönemlerdeki "Sultanzade" ünvanının yerini almıştır.
BIYIKLI: "Sakallı"
BOŞNAK: "Bosnalı"CEDDÜ'L OSMAN
"Osmanlıların Babası".Süleyman Şah'a verilmiştir.
CEMCA: "Cemşid gibi güçlü". Sultan için Doğu dillerinde kullanılan bir ünvan.
CİHANDAR: "Dünyanın Efendisi". III. Selim'e verilmiştir.
CİVAN: "Genç". 2138/ Mehmed'e verilmiştir.
ÇAKIRCI: "Şahinci"
ÇAVUŞ: "Rütbeli Er", "Haberci"
ÇELEBİ: "Beyefendi". "Kibar Efendi", "Genç Efendi". II. Mehmed dönemine kadar padişah oğullarına verilen ünvandır. Ayrıca I. Mehmed'e de özellikle verilmiştir.
ÇELEBİ SULTAN: "Kibar-Şehzade". 1594 yılına kadar sancak valisi olan padişah oğullarına verilmiş olan ünvandır.
ÇUHADAR: "Kahya".
DAMAD-I ŞEHRİYARI: "Padişah Damadı". Padişahların kızlarıyla evlenenlere verilen ünvandır. Ancak bu sadece babasının saltanatı döneminde evlenen kızların kocalarına uygulanmıştır. Ayrıca aynı isimlerdeki birkaç veziri seçmek için de bu ünvan kullanılmıştır.
DAYE: "Süt Anne"
DEFTERDAR: "Hazineci"
DELİ: I. Mustafa ve İbrahim'e verilmiştir.
DİVİTDAR"Yazma kutusunu taşıyan"
DOĞANCI: "Doğan yakalayıcısı"
DÜZME(CE): "Sahte". Kendi adına çıkan isyan döneminde ve aslı konusundaki şüpheye ifade etmek üzere Mustafa'ya verilmiş ünvandır.
EBU'L FETH: "Fethin babası". II. Mehmed'e verilmiştir.
EFENDİ: I. Abdülmecid döneminden itibaren padişah oğullarına verilen ünvandır. Ayrıca tarikat üyeleri arasında da bir dereceyi gösteren tabirdir.
EĞRİ: "Eğri-büğrü". Topal olan Cihangir'e verilmiştir.
EĞRİ FATİHİ: III. Mehmed'e verilmiştir.
EMİR: "İdareci", "Şehzade". Yarı bağımsız idareciler için kullanılmıştır. Ayrıca Selçıklulara bağımlı olduğu süre zarfında I. Osman için kullanılmıştır. 1402-1413 arasındaki Fetret Devri esnasında I. Bayezid'in oğullarından birinin açık şekilde üstün idareci olmadığını göstermek için yeniden kullanılmıştır.
EMİRÜ'L MÜ'MİNİN: "Müslümanların İdarecisi". Halifeye verilen isimlerden biri olup I. Selim'in Mısır seferinden sonra Osmanlı padişahlarına da verilmiştir.
ENİŞTE: "Kızkardeşin kocası"
FAHREDDİN: "Dinin öğüncü". I. Osman'a verilmiştir.
FATİH: İstanbul'u fethinden dolayı II. Mehmed'e verilmiştir.
FATİH-İ BAĞDAT: "Bağdat'ı fetheden" IV. Murad'a verilmiştir.
FRENK: Frank. Başlangıçta Fransa'dan gelenler için kullanılmışken oldukça genişletilerek herhangi bir Avrupa ülkesi için de kullanılmıştır.
GAZİ: Daru'l Harbde savaşan kişilere ve Hristiyanlara karşı alınmış zaferlerdeki askerlere verilen ünvandır. Özellikle de O. Osman, Orhan, I. Murad, I. Bayezid, II. Mehmet ve IV. Murad için kullanılmıştır.
GENÇ: II. Osman'a verilen isimdir.
GÖZDE : Padişahın cariyeleri için kullanılmıştır.
GÜLEÇ: "Neşeli"
GÜREŞÇİ: Güçlü olduğu için I. Mehmed'e verilmiştir. "Güreşçi" mi "Kürüşçü" mü olduğu şeklinde bir şüphe var ise de, doğru şekli "Güreşçi" şeklindeki Padişah için kullanımıdır.
GÜVEY: "Damad"
GÜZELCE: "Yakışıklı"
HACE, HACİ: "Hacı". Hace kadınlar için, Hacı erkekler için kullanılna formudur. Mekke'de Hac görevini tamamlayan kişiye verilen ünvandır.
HADİMU'L HARAMEYNİ'Ş ŞERİFEYN: "İki mübarek şehir olan Mekke ve Medine'nin koruyucusu". I. Selim'e 1517'de Mekke Şerifi tarafından bu şehirlerin anahtarı gönderilmek suretiyle verilmiş bir ünvandır.
HAFIZ: "Koruyucu". Genişletilmek suretiyle Kur'an'ı ezbere bilen kişiye denilmiştir.
HAKANİ: "Emperyal"
HAKANÜ'L BERREYNVE'L BAHREYN: "Karaların ve Denizlerin Hakanı". Padişahın gücünün ihtişamını ifade eden ünvanlardan biridir.
HALİFE: Son Abbasi Halifesinin 1538'de ölümüne kadar halifeliği elinde tuttuğu şeklindeki birtakım düşüncelere rağmen, 1517 yılında Halifeliğin I. Selim'e ve onun mirasçılarına geçmesi, İslam'da önemli ölçüde sert tartışmalara neden olmamıştır. Cam. Mod. Hist., 91'de: "Hilafet İslam'ın temel prensiplerinden biridir ve bütün Müslümanlar tek bir imam tarafından idare edileceklerdir. Ayrıca İmam'da Hz. Peygamber'in kabilesi olan Kureyş'ten olacaktır. 1517 yılında İmamlık, Haşimoğullarından Mehmed Ebu Cafer'in güçsüz ellerindeydi ve halifeliği Kahire Sarayı'nda sembolik olarak devam ettiriyordu. Abbasilerin en son halifesi olarak Sultan Selim lehine halifelikten feragat etti. Bu biçimsel geçiş, Kureyş kabilesine mensup olmamakla birlikte Türk sultanlarının Müslümanların idarecisi veya İmamı olmalarının temeli oldu. Halifeliğin Osmanlılara geçişi, Mekke Şerifi'nin Kabe'nin anahtarlarını Selim'e göndermesi, böylece Selim'in Mukaddes Beldeler'in koruyucusu olmasıyla halifeliğin tanınması onaylanmış oldu" der. S. Lane Po
HAN: Kırım idarecileri için kullanılmıştır. II. Selim tarafından torunu İbrahim'e verilmiştir.
HANÇERLİ: "Hançer taşıyan"
HANIM SULTAN: "Prenses Hanım". Padişahların kadın tarafından kız torunlarına verilen ünvan.
HANTAL: "Beceriksiz"
HASEKİ SULTAN: "Gözde Prenses". Erkek evlat doğurmuş olan padişah gözdelerine verilen ünvan. Genellikle ilk dört veya altı anne ile sınırlanmıştır.
HASEKİ KADIN: "Gözde Kadın". Padişah kızlarının annelerine verilmiştir.
HATUN: "Hanım". İlk dönemlerde, son dönemlerdeki Valide Sultan yerine padişahın nikahlı eşlerine verilen ünvandır.
HEZARPARE: "Bin parça". Ölümünden sonra kendisine yapılan suikasde işaret etmek için Ahmed'e verilen ünvandır.
HÜMAYUN: "Padişaha ait". -Devlet kuşu, saadet anlamına gelen- "Hümay"dan alınmıştır.
HÜNKAR: "Hükümdar" I. Murad ve II. Mehmed'e verilen ünvan.
HÜDAVENDİGAR"Hükümdar", "Bey". I. Murad'a verilmiş ve daha sonra da Bursa Sancağı içinde kullanılmıştır. Yine Orhan ve II. Murad için de kullanılmıştır.
İKBAL: "Talih". Haremde il rütbe ilerlemesi.
İLHAMİ: "İlham alan". III. Selim'e verilen ünvandır.
KALAYLIKÖZ: "Beyaz Fındık"
KANBUR: I. Mahmud'a verilmiştir.
KANLI: Politikasını ima için II. Abdülhamid'e verilmiştir.
KANUNUİ: "Adil". II. Mehmed'e ve özellikle de I. Süleyman'a verilmiştir.
KAPUDAN PAŞA: "Amiral". Osmanlı donanmasının başındaki kimseye verilmiştir.
KARA: I. Osman ve birçok kişiye verilmiştir.
KEHLE-İ İKBAL: "Talih bitti"
KETHÜDA: "Kahya".
KIZIL: "Kırmızı"
KOCA: "Büyük".
KOZHEYCİ:"Fındık satıcısı"
KÖSE: "Sakalsız"
KRAL: Sırp ünvanı.
KUL: "Köle".
KULOĞLU: "Köleoğlu"
KÜRÜŞÇÜ: "Yay gerdiren". Bir sanatta pir kabul edildiği için I. Mehmed'e verilmiştir.
LALA: "Terbiyeci". Özellikle hem sarayda, hem de tayin edildikleri sancak valiliklerinde genç şehzadeleri yetiştirenlere verilen ünvandır.
Lİ/LI/LU: "den,dan" Yer isimlerine bağlanır. Kişinin doğum yerini işaret için kullanılmıştır.
MAKBUL: "Gözde"
MAKTUL: "Öldürülmüş"
MEHD-İ ULYA-YI SALTANAT: "Büyük saltanat beşiği". Diğer bir ismi de Valide Sultan'dır.
MEKRİ: "Kurnaz"
MEST: "Sarhoş". II. Selim'e verilmiştir.
MEYVEİ: "Meyve satan"
MIRAHOR: "Ahırların muhafızı". "Emir-i Ahur"dan gelmedir.
MİRZA: "Şehzade". İran ünvanıdır.
MUHASSIL : "Vergi tahsildarı"
MUHSİN: "Bağışlayıcı"
MUHTEŞEM: Avrupalılar tarafından I. Süleyman'a verilen ünvandır. Türkler kullanmazlar.
MUID: "Okulda düzeni sağlayan"
MUSAHİP: "(Padişah'a hususi işlerinde) Yardım eden" ve daha geniş ifadesiyle "Gözde".
MÜVERRİH: "Tarihçi"
NEBİL / NEBİLE: "Prens/Prenses". Mısır ünvanıdır.
NAİB: "Vekil".
NAKKAŞ: "Dekoratör"
NAMZET: "Aday". Henüz tam olarak evlenmemiş, nişanlı olan padişah kızlarına verilen ünvandır.
NİŞANCI: "Saltanat mührünün muhafızı".
NİŞANCI OĞLU: "Saltanat mührü muhafızının oğlu".
OĞUZ: "Temiz" veya "Genç erkek"
OSMANCIK: "Küçük Osman". I. Osman için kullanılmıştır.
PADİŞAH: "Hükümdar". İran kaynaklı bir ünvandır. Sultanların çok fazla arzu ettikleri en yüksek makamdır. Herhangi bir kimse tarafından sultanla eş anlamlı olarak da kullanılabilir. Son döenmlerde Fransız Kralları için de kullanılmıştır.
PALABIYIK : "Kavisli uzun bıyıklı".
PARE: ""Parça". "Hezarpare" ve "Şekerpare"de olduğı gibi.
PEHLİVAN: "Şampiyon", "Güreşçi". I. Mehmed'e verilmiştir.
REİSÜ'L-KÜTTAB: "Katiplerin Reisi".
RUM: "Rumeli". Temelde Roma ve Roma İmparatorluğu içinde kalan yerleri ifade eder. Böylece Anadolu Selçukluları, İran Selçuklularından ayrılmışlardır. Ayrıca "Rum Beylerbeyi" altında Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa eyaletlerini de temsil eder.
SAHİB-KIRAN: "Her zaman başarılı Hükümdar". I. Süleyman ve IV. Murad'a verilen ünvandır.
SAİBÜ'L-AŞERETİ'L - KAMİLET: "On numarayı tamamlayan". Onuncu sultan olduğu için I. Süleyman'a verilmiştir.
SANCAK: "Büyük Bayrak". "Eyalet".
SANCAK BEYİ: "Eyalet İdarecisi".
SARHOŞ: II. Selim'e verilmiştir.
SARI: "Sarı", "Soluk". II. Selim'e verilmiştir.
SARIKÇI: "Sarık yapan"
SEDEF-İ DÜRR-İ HİLAFET: "Hilafet incisinin sedefi". Bir diğer ünvanı da "Valide Sultan"dır.
SEMEN/SEMİZ: "Şişman"
SERASKER: "Ordu komutanı".
SEYYİD: "Peygamber soyundan gelen"
SİLAHDAR: "Silahları muhafaza eden memur". Sultanın hususi görevlilerinden biri.
SİPAHİ: "Atlı asker"
SIĞIR: II. Selim'e verilmiştir.
SOFU: II. Bayezid'e verilen ünvandır.
SULTAN: "Prens". En az üç farklı kullanımı vardır. En geçerlisi, 'devletin başı" olarak kullanımıdır. "Sultan Han Murad"da olduğu gibi "Han" ile birlikte "Şehzade"lik ifadesi anlamında da kullanılmıştır. Bu şekli genellikle padişah oğulları içindir ve özellikle de II. Mehmed döneminden sonradır. bununla beraber eğer isimden sonra kullnaılmışsa o ismin "Prenses" olduğunu ifade eder: Fatma Sultan'da olduğu gibi. Yine "Haseki" ve "Valide" kelimleri ile de birleştirilerek kullanılmıştır.
SULTANÜ'L-GUZAT: "Gaziler sultanı". İlk dönem ünvanıdır. I. Murad ve diğerlerine verilmiştir.
SULTANZADE: "Prenses oğlu". Padişah kızlarının oğullarına veya erkek torunlarına verilen ünvandır.
ŞAH-I ALEM-PENAH: "İmparator", "Dünyanın barınağı". Padişahın üstünlük ünvanlarından biridir. İran menşe'lidir.
ŞAHİN Sokullu Mehmed Paşa'ya verilmiştir.
ŞAHZADE/ŞEHZADE: "Padişahın oğlu". I. Mehmed ile başlayarak padişahların oğullarına verilmiştir.
ŞEHİD: Savaşta dini uğruna ölen kişi. I. Murad ve II. Osman'a verilmiştir.
ŞEHRİ: "Şehirli"
ŞEYH: Edebali'ye verilmiştir.
ŞEYHÜLİSLAM: "Müfti". Halifenin altında olup İslam'ın başkanıdır.
ŞÜCAEDDİN: "Dinin kahramanı". Orhan'a verilen ünvandır.
TAVAŞİ: "Hadım"
TAVİL: "Uzun". Sokullu Mehmed Paşa'ya verilmiştir.
TEKFUR: "Kral". Ermenice "Tagavor"dan alınmıştır.
TIRNAKÇI: "Dolandırıcı"
TİRYAKİ: Genellikle uyuşturucu veya sigara tiryakiliği için kullanılır.
UĞURLU: "Şanslı"
VALİDE: "Anne".
VALİDE SULTAN: "Prenses Anne". Saltanatları döneminde padişahların annelerine verilen ünvandır. XVI. yüzyılda girmiştir.
VELİ: II. Bayezid'e verilen ünvandır.
VELİAHT: "Tahta geçecek şehzade". Tahta geçecek kişi için son dönemde kullanılmıştır. Ancak 1876 Anayasası tahta çıkacak şehzadenin "en yaşlı erkek evlat" olmasını belirleyinceye ve diğer şehzadeleri reddedinceye dek uygulanamamıştır. Hatta VI. Mehmed'e "Veliahd-ı Sani" (Tahtın ikinci varisi) ünvanı verilmişti. Benzer bir makam, Kırım Hanlarından Nureddin'e de verilmiştir.
VEZİR: "Bakan". "Ağır sorumluluk yüklenen".
VEZİR-İ AZAM: "Başbakan", "Baş vezir". Bir diğer formu da "Sadr-ı Azam"dır.
VOYNUK: "Bulgar savaşçısı"
VOYVODA: "İdareci". Moldavya ve Lehistan prensliklerinden birinin yöneticisine verilen ünvandır.
YAĞLIKÇI: "Yağlık satan"
YAVUZ: "Yiğit". I. Selim'e verilmiştir.
YENİÇERİ: "Yeni askerler." Meşhur Yeniçeri Ocağı mensupları.
YILDIRIM: I. Bayezid'e verilmiştir.
ZADE: "-oğlu". Genellikle "ın soyu" anlamında genişletilmiştir.

2 Aralık 2008 Salı

TUĞRA RESİMLERİ

OSMANLI ARMASI
OSMANLI ARMASI
Kanuni Sultan Süleyman
kanuni sultan süleyman

fatih sultan mehmet tuğrası

Sultan 1।Abdülhamit in Tuğrası

Sultan 1।Abdülmecit in Tuğrası

Sultan 1।Ahmet Tuğrası

Sultan 1. İbrahim Tuğrası

Sultan 1. Mahmut un Tuğrası

Sultan 1. Mustafa Tuğrası

Sultan 2. Beyazıt Tuğrası

Sultan 2. Selim tuğrası

Sultan 2. Abdülhamit in Tuğrası

Sultan 2. Ahmet in Tuğrası

Sultan 2.Mahmut un Tuğrası

sultan 2.murat tuğrası

Sultan 2.Mustafa nın Tuğrası

Sultan 2.Süleyman Tuğrası

Sultan 3.Ahmet in Tuğrası

Sultan 3.Mehmet Tuğrası

Sultan 3.Murat tuğrası

Sultan 3.Mustafa nın Tuğrası

Sultan 3.Osman ın Tuğrası

Sultan 3.Selim in Tuğrası

Sultan 4.Mehmet Tuğrası

Sultan 4.Mehmet Tuğrası

Sultan 4.Mustafa nın Tuğrası

Sultan 5.murat ın Tuğrası

Sultan Abdülaziz in Tuğrası

sultan çelebi mehmet in tuğrası

Sultan Genç Osman Tuğrası

Sultan Mehmet Vahidüddin in Tuğrası

Sultan Mehmet Reşat ın Tuğrası

Yavuz Sultan Selim Tuğrası

Yıldırım Beyazıt ın Tuğrası

KRONOLOJİ

1299-1300Osmanlı tarihinin başlaması
1299İlk müzik olayı (Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak)
1302 Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi
1302 III. Alaeddin Keykubad'ın ölümü
1312 Mevlevilik tarikatını kuran Sultan Veled'in ölümü
1317 Gülşehri'nin, kendisinden sonraki tercümelere öncülük eden Mantıku't-tayr'ı Ferideddin el-Attar'ın aynı adlı eserini tercüme etmesi
1320 Türk edebiyatında bilinen ilk divana sahip Yunus Emre'nin ölümü
1324 Orhan Gazi'nin tahta geçişi
1326 Bursa'nın fethi
1330 Aşık Paşa'nın Garib-name'yi telif tarihi
1331 İznik'in fethi
1331 İlk Osmanlı medresesinin, İznik'te Orhan Gazi tarafından kurulması
1334 Karesi Beyliği'nin ilhakı
1337 Kocaeli bölgesinin alınışı
1346 Orhan Gazi'nin Kantakuzenos'un kızı ile evliliği ve Bizans ile ittifakı
1349-1352 Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye geçişi ve Çimpi Kalesi'nin üs olarak alınışı
1350 Davud B। Mahmud el-Kayseri'nin ölümü
1352 Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri
1354 Gelibolu'nun fethi
1361 İlk müzikli spor gösterisi (Edirne Kırkpınar yağlı güreşleri)
1362 Orhan Gazi'nin vefatı ve I Murat'ın tahta çıkışı
1362 Kadıaskerliğin teşkili
1363 Pençik Kanunu'nun çıkışı
1366 Gelibolu'nun elden çıkışı
1371 Çirmen Zaferi
1376 Bulgar Krallığı'nın Osmanlı hakimiyetini kabulü
1377 Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi
1385-1386 Niş ve Sofya'nın alınışı
1388 Ploşnik bozgunu ve Balkan ittifakının teşekkülü
1389 I. Kosova Zaferi
1389 I. Murat'ın şehadeti, Yıldırım Bayezid'in tahta cülusu
1390 Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı
1390 Karaman Seferi, Konya'nın muhasarası
1390 Gelibolu tersanesi'nin inşası
1391 İstanbul'un ilk muhasarası
1393 Mahkeme Rüsumu'nun ilk ihdası
1396 Niğbolu Zaferi
1397-1398 Akçay Zaferi ve Karaman Ülkesi'nin Osmanlı hakimiyetini kabulü
1398 Kadı Burhaneddin'in ölümü
1398 Karadeniz beyliklerinin ilhakı
1400 İlk musiki nazariyatı eseri (Kırşehirli Yusuf B। Nizameddin'in Kitabu'l Edvar'ı)
1400 Bursa'da I। Bayezid tarafından Ulu Cami'nin yaptırılması; İlk Osmanlı Darü'ş-şifa'sının Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmesi
1402 Ankara bozgunu ve Yıldırım Bayezid'in esareti
1402-1413 Fetret Devri, iç karışıklıklar
1409 Süleyman Çelebi tarafından Türk Edebiyatı'nda ilk mevlid örneği olan, Vesiletü'n-Necat adlı eserin yazılışı; İlk besteli dini eser (Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i)
1411 Çelebi Mehmed'in tahta çıkışı
1413 I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu
1413 (Celaleddin Hızır) Hacı Paşa'nın ölümü
1416 Osmanlı-Venedik Deniz Muharebesi ve Sulhü, Şeyh Bedreddin isyanı
1416 Macar Seferi
1417 Avlonya'nın fethi
1418 Makam teriminin ilk kullanılışı (A। Meragi'nin Makasıdu'l-elhan'ında)
1418-1420 Samsun bölgesinin zaptı
1419-1424 Bursa'da Hacı İvaz'a I. Mehmed tarafından Yeşil Külliye'nin yaptırılması
1421 Çelebi Mehmed'in ölümü ve II. Murad'ın cülusu
1421-1451 İlk resmi musiki çevresi (II. Murad Sarayı)
1422 Mustafa Çelebi'nin (Düzmece) bertarafı
1425 Molla Fenarı'nın ilk Şeyhülislam olarak tayini
1425-1426 İzmir Beyi Cüneyd'in idamı
1425-1426 Teke Beyliği'nin intikali
1427-1428 Germiyan Beyliği'nin intikali
1429 Manyasoğlu Murad tarafından, Türk edebiyatında Seyf Serayi'den sonra, Anadolu Türk edebiyatı sahasında ilk Gülistan tercümesinin yapılışı
1429 Şeyh Hamdullah'ın Amasya'da doğuşu
1430 İlk iki Türkçe musiki kitabı (Hızır B. Abdullah'ın Edvar'ı ve Bedr-ı Dilşad'ın Muradname'sindeki musiki bölümü)
1430 Selanik'in fethi
1430-1431 Şemsüddin Muhammed B. Hamza el-Fenari'nin ölümü
1431-1432 Kadızade, Salahaddin Musa B. el-Kadi Mahmud el-Bursavi el-Rumi'nin ölümü
1432 Fatih Sultan Mehmed'in doğumu
1434 Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması

1 Aralık 2008 Pazartesi

TUĞRA NEDİR

Divanü-lügât-it-türk’de Tuğranın aslı Oğuzca “Tuğrağ” olup bunun hükümdarın basılmış nişanı olduğu ifade edilmiştir. Anadolu lehçesinde kelimenin sonundaki (ğ) okunamadığından “tuğra” ifadesi yaygınlaşmıştır. Türkçe olan tuğranın Farsçası nişan (alamet, iz, işaret) ve Arapçası tevkî (etki, iz bırakma, buyurma)’dir. Yazılı belgelerdeki ifadelerden Büyük Selçuklularda ve Anadolu Selçukluları’nda da –kavisli- tuğraların varlığını öğreniyoruz. Ancak şekillerini ancak Anadolu beyliklerinde ve Osmanlılar’da görmekteyiz. Beyliklerde bilinen en eski tuğra resmi Saruhan oğlu İshak bey’in (776 H. 1374 M.) tarihli gümüş parasında vardır (1).Tuğra Büyük Selçuklular’dan Eyyubiler aracılığı ile Memlûklere geçmiştir. Ancak Memlûklerdeki tuğralarda da hükümdarın ve babasının ismi tuğrada var olmakla beraber kavisler yerine, bir satıra yazılan yazıda abartılı miktarda keşidelere (harf uzantısı dikey çizgiler) ağırlık verilmiştir. Memlûklerde tuğra, ilgili belgeler üzerine yazılmaz; önceden yazılıp kesilmiş tuğralar belgenin üzerine yapıştırılırdı (1).Osmanlılarda da Tuğra, sultanların gözalıcı kaligrafik nişan, alamet veya arması, bir çeşit imzasıdır. Sultanın ve babasının adını ve çoğunda el muzaffer daima dua ibaresini içerirdi. Örneğin Kanuni Sultan Süleyman’ın tuğrasında “Süleyman şah bin Selim şah han el-muzaffer daima” yazmaktadır. “bin” “oğlu” demektir. Tuğra bizatihi sultan tarafından yazılmayıp nişancı veya tuğrakeş veya tuğrâî veya tuğranüvis veya tevkiî denilen görevlilerce yazılırdı. Yetkisiz tuğra çekilemezdi. Tuğralar bazı sultanların mühürlerine de kazılmıştır. Osmanlılarda gereği halinde sınır boylarındaki eyaletlerde bulunan vezirlerin aradaki mesafenin uzaklığına ve siyasi nedenlere bağlı olarak önemli konularda tuğra çekmelerine izin verilmiştir. Tuğrakeş vezir denilen bu eyalet valilerinin tuğra çekmek yetkileri Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın sadaretine kadar devam etmiş ve onun son zamanında kaldırılmıştır 1640-43 M.) (1). Osmanlı tarih belgelerinde geçen “tevki-i hümâyun” “tevki-i refî” “tevki-i refi-i hümâyun” “nişân-ı şerif-i âlîşân-ı sultanî” “tuğrây-ı garrâ” “tuğrây-ı garrây-ı sâmi mekân-ı hâkanî” “nişan-ı hümâyun” “tuğray-ı meymun” “misal-i meymun” “misal-i hümayun” “nişan-ı şerif-i âlîşan” “alamet-i şerife” gibi deyimlerin hepsi de tuğra demektir. (1)Hükümdar ve şehzade tuğralarından başka vezir-i azamın ve eyaletlerdeki vezir, beylerbeyi ve sancak beylerinin hükümet ve eyalet işlerine ait belgelerde imza yerine geçmek üzere tuğrayı andıran “pençe” tabir edilen alametler kullandıkları görülmektedir. Bunun Osmanlılar’da hangi tarihte başladığı ve Osmanlılar’dan önce de kullanılıp kullanılmadığı belli değildir. Pençe, yazılan şahısların derece ve önemlerine göre belgenin sağ kenarının başına veya ortasına veya imza yerine belgenin sonuna Arap harfleri ile çekilirdi. Eğer belge batı dillerinden biri ile yazılmışsa o zaman pençe belgenin sol tarafına çekilirdi. Pençeler tuğradan farklı olarak tek kavislidir. Çift kavis ancak tuğralarda olup başkaları çift kavis çekemezlerdi. Sadrazamların buyuruldularına pençe koymaları 19. yüzyıl ortalarından sonra yerini resmi mühüre bırakmıştır. Vezir-i azam, vali ve beylerbeylerinin pençe ve resmi mühür ile onayladıkları emirlere “buyuruldu” denilirdi (1). En eski Osmanlı tuğrası ikinci Osmanlı sultanı Orhan Gazi’ye aittir. Bu tuğrayı taşıyan iki belge bulunmuştur (2). Birinci sultan Osman Gazi’ye ait bir tuğraya günümüze dek hiçbir yerde rastlanmamıştır. Bu nedenle 36 Osmanlı padişahı ama 35 Osmanlı padişah tuğrası vardır. (Ancak duyumlarımıza göre Osman Gazi’ye ait bir tek sikke (para) bulunmuştur ve bunda "Osman bin Ertuğrul bin Gündüz Alp" ifadesi yer almaktadır). Tuğraların büyük Selçuklulardan Anadolu Selçukluları ve beylikleri aracılığı ile Osmanlılara geçtiği kabul edilmektedir (1). Tuğralar, Osmanlı devletinin kuruluşundan yıkılmasına kadar çok çeşitli yerlerde kullanılmış, hat sanatında bir kol olmuş ve resmi görevini tamamladıktan sonra tarihe mal olmuştur (3). Halen hat sanatını icra edenlerce sanatsal amaçlı olarak yaşatılmaktadır.Önceleri ahitname, name-i hümayun, berat, menşur ve fermanlar gibi pek çok resmi evrak üzerine resmiyet kazandırmak için çekilen tuğra daha sonraları hükümdarlık (hanedan) sembolü olarak paralarda ve yine bu ilk devirlerde (onbeşinci asır) defterhane defter ve kayıtları başında ve daha sonra ise bir arma olarak bayraklar, pullar, senetler, nüfus tezkereleri, pasaportlar, resmi abideler, resmi binalar, savaş gemileri, çeşmeler, imaretler, camiler ve saraylarda da kullanılarak genelleşmiştir (1).Tuğra Türklere özgüdür. Tuğranın şekli kendine mahsustur. Ne herhangi bir şey tuğraya benzer, ne de tuğra herhangi bir şeye (4). Her tuğrada bir yandan alışılmış tuğra şeklini korumak, diğer yandan her sultanın künyesini bu şekille barıştırmak. Zor bir sanat. Osmanlılarda Orhan Gazi’den Sultan Vahideddin’e kadar tekrarlanan ve değişen parçalarla tuğraların estetik evrimini izlemek çok ilgi çekicidir ve bu haliyle tam Osmanlı tuğra serisi bir sanatın tarihinin 600 yıllık film şeridi gibidir.İlk yirmi kadar Osmanlı tuğrasının sanatsal açıdan olmasa da tarihsel açıdan önemi vardır. Yalnız bunlar içinde yedinci padişah Fatih’in ve onuncu padişah Kanuni’nin tuğraları kendilerinden önceki ve sonrakilere göre estetik ve şekil açısından birer sivrilme yaparlar. Tuğra simgesel anlamı ile belgelerin başında yer alırdı, sonunda değil...(4)Tuğra kelimesi Osmanlıdan önceye dayansa da ve yine tuğra benzerleri daha eski Türk devletlerinin belgelerinde kullanılsa da Osmanlı tuğralarının kendilerinden öncekilerle isim benzerliği dışında ortak yanı pek yoktur. İlk Osmanlı tuğrasının sahibi Orhan Gazi’nin tuğrasında yazılı Orhan ve Osman kelimelerinin yazılış şekli kendinden sonra gelen tuğraların iskeletini oluşturmuştur (3). Belge üstündeki tuğranın büyüklüğü belge kağıdı ile yazıların durumuna bağlı ve bunlarla uyumlu olurdu. Tuğraların sağ tarafına çiçek koymak veya mahlas yazmak usulü sonradan meydana çıkmıştır (1)Tuğralar bir arma olarak olgunlaşmış halini aldıktan sonra hattatlar sanatsal boyuta geçerek hep daha güzelini yazmaya çalışmışlardır. Sanatsal tuğra tabloları halinde padişah tuğraları dışında yakın zamanlarda Kur’an-ı Kerim’den ayetler, hadisler, dualar, şahıs isimleri vb. de yazılmıştır.Bir padişahın tuğrası kabul gördükten sonra saltanatı boyunca içeriği değişmezdi. Ancak farklı ellerden farklı çıkan tuğralar da elbet olurdu. Bir Osmanlı belgesinin tarih tesbitinde, varsa üzerindeki tuğranın sahibinin bilinmesi çok yardımcı olur. Hatta tuğradaki nüanslar tarih aralığını daha da kısaltır (3).Tuğralar içinde en mükemmel tuğra Hattat Sami Efendi tarafından yazılan II. Abdülhamid tuğrası kabul edilmekte ve sayın Prof. Dr. Uğur Derman bu tuğra için “Tuğraların Padişahı” demektedir (5). Tuğraların okunabilmesi tüm Osmanlı tuğralarının bir araya getirilmesi ile mümkün olmuştur. Bu meyanda Suha Umur’un çalışmaları takdire şayandır, eseri bize yol göstermiştir, kendisini en iyi dileklerimle zikrediyorum.TUĞRANIN BÖLÜMLERİ1- Sere (Kürsü): Tuğranın en altında bulunan ve asıl metnin (padişah ve babasının adı, ünvanları ve –el- muzaffer daima duası) yazılı bulunduğu kısımdır.2- Beyze’ler (Arapça: yumurta): Tuğranın sol tarafında bulunan iç içe iki kavisli kısımdır. 3- Tuğ’lar: Tuğranın üstüne doğru uzanan “elif” harfi şeklindeki uzantılardır. Her zaman elif değillerdir. Bazen harf de değillerdir. Yanlarında yer alan flama şeklindeki kavislere “zülfe” denir.4- Kollar (hançere): Beyzelerin devamı olarak sağa doğru paralel uzanan kollardır. Bazı tuğralarda sağ üst boşlukta ilgili padişahın “mahlas” veya sıfatı da görülür.Olgunlaşmış bir tuğrada iki beyze ve üç tuğ yer alır. İçerik metni bunları karşılamazsa bazı tuğralarda esas metinle ilgili olmayan şekiller de yer alır ki, bunlar klasikleşmiş tuğra şeklini korumak ve kendinden önceki tuğraya benzetebilmek için eklenmişlerdir. Bir anlam ifade etmezler (1).Yazı mı tura mı?Eski paraların değerini gösteren kısmına yazı, tuğralı yüzlerine de tura denerek kolay kur’a çekimi için kullandığımız “yazı mı tura mı?” deyimi buradan çıkmıştır.Ünlü tuğrakeşlerSanatsal anlamda en usta tuğrakeş hattatlar Mustafa Rakım, Sami Efendi ve İsmail Hakkı Altunbezer olarak sayılabilir.

Fatih sultan mehmetin istanbul için bedduası...Okuyalım ve ders alalım...


İstanbul’u elden çıkarmak için yeni yollar denenirken FATİH, İstanbul’u alıp da Ayasofya önüne geldiğinde bir keşişle sohbeti sanki bu günü görmüş gibi.fala bakıp “TÜRK’ler İstanbul’u alacak dediği için yıllarca zindana atılan keşiş FATİH’in huzuruna çıkarılır. Bunun üzerine FATİH de İstanbul’un kendi elinden çıkıp çıkmayacağına dair remil atmasını ve doğruyu söylerse ödüllendirileceğini bildirir. Keşiş remil atıp ve şöyle der:İstanbul, TÜRK’lerin elinden harp ve darp ile çıkmayacak, lakin öyle bir zaman gelecek ki emlak ve arazileriniz satılacak, bu suretle İstanbul TÜRK malı olmaktan çıkacak. Bu falın bildirdiği sonuçtan büyük üzüntü duyan FATİH, ellerini kaldırarak ” İstanbul’da edindiğim yerleri ecnebilere satanlar, Allah’ın gazabına uğrasınlar! ” diye beddua etti.